Sağlıklı ve Mutlu Yaşamın Sırrı Neden Olmaz?
16 Şubat

Sağlıklı ve Mutlu Yaşamın Sırrı Neden Olmaz?

Sağlıklı ve Mutlu Yaşamın Sırrı Neden Olmaz?

1- Kendini Yeniden İnşa Et (Değişim)


İkili özel ilişkiler ve sonsuz döngüsü... İkili ilişkilerde yaşadığımız sorunlarla yüzleşip, çözüm ararken; taraflar yaşanan olumsuzlukları devamlı karşı tarafa yükleme eğilimindedir. Bu hemen hemen hepimizin başına gelmektedir hatta belki de biz bile bunu çoğu kez yapmışızdır. İlişkilerimizdeki sorunların çözümüne bu denli odaklıyken nasıl olur da bu kadar karmaşıklaştırıp, sorunu içinden çıkılmaz bir arap saçı gibi ortada bırakırız ki? Sonrasında birbirini tekrar eden, bir dizi soru kafamızda yanıtsız dönüp durur...


Neden hep aynı döngüdeyim? 


Neden hep sırtımdan vuruluyorum? 


Neden hissettiklerim veya düşündüklerimden dolayı dışlanan ben oluyorum? 


Neden sırlarımı 3. 4. kişilerden duyuyorum? 


Bu sorular siz kendinizi değiştirmediğiniz sürece devam eder. Z kuşağının tabiriyle belli bir "Loop" a dönüşen bu düşünme şeklimiz, zaman içinde kendimizi, beraberliğimizi veya dostluğumuzu kısacası insan ilişkilerimizi yerinde sayan, monoton, sağlıksız bir rutine sokar.


Peki gerçekten ne münasebet? Neden sadece ben değişmeliymişim diye düşünebilirsiniz. Sonuç olarak ilişkiler iki uçludur ve karşı tarfında elinden gelen bir şeyler olmalıdır derseniz de haklısınız. Fakat işte tam olarak değişimin başlayacağı yer de burasıdır. Sorgulayıp, karşı argüman üretmek, düşünmek ve üretmekten zarar gelmez.


Klişelerden öte bir kişi sürekli aynı şeylerle karşı karşıya kalıyorsa, bu kişinin kendi yarattığı düşünme tarzı ve yaklaşımdan kaynaklıdır. İstikrarlı bir biçimde olaylara ve durumlara karşı bir duruş sergiliyor iseniz ve bu tutumun size geri dönüşü olumsuz ise ilk etapta siz değişmelisiniz.

Bu sebeple sorunlar karşısında yapıcı ve çözüm odaklı davranmak yerine safi karşı tarafı suçlamaya yönelik bir tavra bürünürseniz üzgünüm ama kızlar, nacizane benim tabirimle; ilişkilerdeki sonsuz kısır döngüye balıklama atlıyorsunuz demektir. En basitinden  karşımızdakini suçlarken bıle "SEN" diye doğrulttuğumuz işaret parmağımız "O"nu gösterirken, kapalı duran üç parmağımız kendimize dönük pozisyondadır... Diyeceğim o dur ki; başkalarını suçlamayı bırakıp kendinizi değişimin kucağına bıraktığınızda göreceksiniz... bambaşka bir sen  ve bambaşka bir "O" ve bambaşka bir ilişki düzlemi yaşamaya başlamışsınız. Unutmayın öncelikli olarak "Değişim" fikrine açık olarak değişme başlayabilirsiniz.

E sonra? Sonrası basit kendinizi benimseyip, özümsemeye devam edeceksiniz, siz kendinizi tanıdıkça hem çevrenize katacağınız insanların skalası değişecek hem ilişkilerden beklentileriniz belli kriterler üzerine oturacak. Buraya kadar okuduysanız değişimi kucakladığınızı varsayıyorum. Sağlıklı ilişkiler adına kendiniz ve karşınızdaki için gereken olumlu, pozitif temrinlere hazırsanız başlayabiliriz;


2- Kendini Sev
Narsist yapıda kişiler hep daha mutludur. Büyük bir genelleme kabul ediyorum fakat sizce de hep dertsiz, tasasız, gamsız kişiler olmuyorlar mı gerçekten? En nihayetinde ruhsal ve tinsel bir bozukluktur narsizm. Haydi hep beraber narsist olalım diyecek halimiz yok ama kendimizi bu tip insanlardan kurtarıp, korumamız şart. Tıp literatüründe narsizmin büyük çoğunlukta erkeklerde görüldüğü bilgisi mevcuttur. (Bkz: Ünlü Ressam Salvador Dali) Çünkü biz kadınlar biyolojik olarak bir rahme sahibiz ve bu psikolojik boyutta biz kadınları daha empatik daha kendi dışındaki insanları da kucaklayabilen, korumacı, kollayıcı güdülere sevk edebiliyor.

Dolayısıyla narsist kişiliklere karşı donanımlı olabilmeyi öğrenmemiz, kendimizi bu konuda geliştirmemiz lazım. Öncelikle kendinizi sevin! Kendisi dışında kimsenin düşüncelerine kulak asmayan, kendi çıkarları için sizi inciltmekten ve hatta sömürmekten imtina etmeyen, devamlı olarak kendinizi eksik hisseettiren, hakettiğiniz değerin altında davranış ve eylemlerde bulunan insanlardan uzak durmalısınız.

İyileştirmeye çalışmak veya "O" insanda ısrarcı davranmak kendinize yapacağınız en büyük haksızlıklardan biri olacaktır. Narsist yapıda kişilerin kullanıp, yıprattığı, sadece onların ekseninde sürüp giden bir hayatın içinde sıkışıp kalmak istemiyorsanız bu dediklerime kulak verin. Siz sevilmeye, sayılmaya değer biriciksiniz. Önce kendinizi sevin! Hangi karakter yapısında olursanız olun önce kendinizi sevmeyi öğrenirseniz, önce kendinize iyi daavranırsanız, öncelikli olarak kendi bedeninizi ve ruhunuzu beslerseniz; size karşı olan dış gözün, dış bakışın 360 derece pozitife doğru değiştiğine şahit olabilirsiniz. Bu saygı ve sevgi ortamını yaratmak sizin elinizde.


Sadece kendiniz için ayırdığın bir zaman dilimi var mı? Ya da hiç düşündün mü en son ne zaman kendin için bir şey yaptığını? Bu, bir gün içinde 1 saat istediğin yerde, zamanda kahve içip kitap okumak bile olabilir...
Bisiklete binmek?
Yeni bi spor dalına merak salmak ve başlamak?
Hiçbir şey düşünmeden sadece manzarayı seyretmek?


"Zamanım yok ki hiç?" dediğinizi duyar gibiyim. Evet çağımızın vebası resmen bu zamansızlık... Fakat burada anlattığım senin zamanın! Değişim zamanı. Kendini Sev, kendine o zamanı fazla görme. Sen o zamanı hakediyorsun! Aksi takdirde "Zamanım yok..." demek ezbere söylediğimiz bir bahaneye dönüşüyor. Biz önemseyip, üstüne düştükçe, zamanımızdan verdikçe her şey azalacağına, katlanarak daha da çoğalıyor. Her şey üstümüze yığılıyor, Seneler, aylar, günler akıp geçiyor bu çaresiz kısır döngünün içinde. Kariyer, yoğun tempoda akan iş hayatı, aile sorumlulukları, kişisel sorumluluklar, ev düzeni, sosyal ilişkiler hepsini birden yürütmeye çalışırken, AYNI ANDA bir ara verip sakinleşmenin kendine dönmenin ne zararı olabilir ki. Hatta göreceksin kendini önemseyip sevdiğin o kısa moladan sonra çok daha güçlü çok daha hevesli sarılacaksın hayatına ve sorumluluklarına! Günde sadece 1 saat... Ne dersin hiç böyle düşünmüş müydün? 


Yıllar sonra; zamanı geri alamadığımız o noktada, pişmanlık mı duymak istersin? Deneyip, yaşayıp, değiştiğini mi düşünmek istersin? Mevcut yaşının, güzelliğinin, enerjinin yıllar içinde hafif hafif azaldığına şahit olmaya başladıkça sorgu sualde beraberinde geliyor kızlar. Geçmişinizi masaya yatırdığınızda şu bilgelikte olmak kim istemez?


"Gerçekten hayatta hırslarıma yenik düşmeden, başarıma koşarken anda kalabildim. O anın tadını çıkardım, bundan çok keyif aldım. Kendimi ve kendim için kurduğum yaşamı çok sevdim. Ruhumu güçlendiren, besleyen her türlü aktiviteye, eyleme zaman ayırdım. Sağlığımı ve vücudumu iyi bir yaşamın temeli olarak gördüm ve ona çok iyi baktım..."

 
3- Nefes Aldığın Her Güne Teşekkür Et (Şükret)


İnsanlığın laneti gibi bir şey bu; kadınından erkeğine, yaşlısından gencine hep sahip olamadıklarımıza imrenir, eksikliklerimize takılı kalırız. Bu da bizi değişimden ve gelişimden ayrı düşüren yanlış bir düşünme şeklidir. Hayat o kadar çok fazla yol ve ayrımdan oluşur ki herkese sunduğu, herkesin yolda karşılaştığı birbirinden çokça farklıdır.

Karşı yolda gördüğünüz son model arabaya sahip olma hayaliniz gözümüzü öyle boyar ki; yürümenin hatta koşabilmenin nasıl bir mucize olduğunu unutuveririz. Halbuki senin gibi bir çift sağlıklı bacağa sahip olsa, dünyaları adımlayarak dolaşmak isteyen milyonlarca insan varken... Hem kendimize hem insanlığa karşı bu bencilliği beslemekten bir an evvel vazgeçmeliyiz. O arabayı kendi hayat yolunda sürmen için koşuşturup (evet o ayakları kullanarak :) çalışmak gerekir.

Bir köşeye çekilip, payımıza; biz daha doğmadan önce düşenlere şikayet ederek, mutsuzluğumuzu ruhumuza ve çevremize yayarak hiçbir şey elde edemeyiz. "Sıfıra sıfır, elde var sıfır" bir hayatı da kimse ne yaşamak ne de dinlemek ister. 


Her yiğidin yoğurt yiğişi farklıdır der atalarımız. Herkesin kendine has bir şükretme dili de vardır muhakkak... Ama en önemlisi kalbi açmaktır... Her doğan gün, başta sağlıklı olduğun için minnet duymana yeterlidir. Kalp gözünüz açık olsun...


4- Öğrenmeye Devam Et


Geçmiş geçmişte kaldığı gibi o zamanlar öğrendiklerinin bir kısmı da hayatın tabiatı gereği, bir değişime ve dönüşüme uğrayarak doğruluklarını yitirmiş olabilir. Sen yeniden öğrenmeye devam et. Kendi yaşam çizginde ne kadar çok (highlight) doruk ve parlama noktası varsa o kadar donanımlı ve dolu bir hayat sürüyorsun, sürmüşsün anlamına gelir...

Hayatın her evresi çok kıymetli öğretilerle, derslerle, kazanımlarla doludur. Bunlara açık olmak kendine katabileceğin en kıymetli şeylerdir. Hayat yolculuğunda, hayattan maksimum keyif ve mutluluk elde etmek için öğrenmeye açık olmak şarttır bunu ben değil filozoflar söylüyor kızlar! Geriye baktığınızda, dokunduğunuz kişilerin, edindiğiniz tecrübelerin hikayenizdeki önemi büyük hatta geriye de sadece bunlar kalır dersem abartı olmaz... Bu edinimlerin hazzından bahsetmiyorum bile.

Hayattan keyif almak için, her gün yeniden bir çocuk saflığında ve pür pak algısıyla hayatı öğrenip kucaklamanın kime ne zararı olabilir? Aksine iyisiyle kötüsüyle tüm hayat öğretileri, insanı bir yerlere getirirken aşılan kilometre taşlarıdır. Geçmişte veya şimdilerde yaşadığımız her türlü olumsuzluk bize devam etmek için yeni ufuklar oluştursun. Eğer böyle düşünmeye alıştırırsak beyin gücümüzü; avantaja çeviremeyeceğimiz hiçbir kriz kalmaz.


Tabii geçmişi de geçmişte bırakmak mottomuz olmalı. Madonna geçmişe takılı kalsa Maddonna olabilir miydi sanıyorsunuz? Madonna hiç zorluk çekmedi mi sanıyorsunuz? Dibe vurmadı mı? Bocalamadı mı? 
Bunların hepsini yaşadığı için Madonna oldu desem? Biyografisini okursanız bana hak vereceksiniz. Hayatta hiçbir kazanç (maddi manevi) bedelsiz ve kolay elde edilmiyor.

Karşılaştığınız her ne sorun varsa, onu öğrenin ve yarattığı zararı lehinize çevirin. Çünkü siz bu an'dasınız. Çünkü bu sizin aşmanız gereken bir zorluk. Çünkü bu sizin başarınız. Çünkü bu sizin hayatınız...

Hayatta tek bir doğru yok. Kabul. Hepimiz farklı farklı dünyalardan, yollardan gelmiş geçmiş, bambaşka insanlarız. Ama hepimiz insanız ve doğayla bir bütünüz. Değişim göstermek, kendini sevmek/korumak, şüketmek ve yolda olup öğrenmeye devam etmek bizi kendi doğrumuza çıkaracak tek yol. Siz de herkes gibi sağlıklı ve yaşadığınızı hissettiğiniz bir hayat sürmek istiyorsanız; biraz durun ve düşünün. Yaşamaya değer gördüğünüz hayat hangisi?


Biri dervişe der ki;
‘’Her şeyimi kaybediyor gibi hissediyorum. İçim hiç rahat değil..."
Derviş ona şöyle cevap verir;
‘’Ağaçlara bak, her yıl yapraklarını kaybediyorlar ama hala ayaktalar.’’


Son kez ve önemle tekrar ediyorum; geçmiş geçmişte kaldı. Daha da güzeli, deneyimlerinle beraber artık senin hazinende, haznende. Demek ki artık daha güçlüsün. Daha bilgesin ve öngörülüsün. Seni hangi güç yıkabilir ki? 


İşte bu yüzden kızlar sağlıklı ve mutlu bir hayat sır olmaktan çıktı;


Sen Hayatı Sev, Kendini Sev, Şükret, Hikayene Devam Et.


Bu çok keyifli ve ilginç bir hikaye olacak!

Sevgilerle;

Songül Torbaoğlu








Uzmana Danışın



İLETİŞİM

8229/1 Sk. Ece Sitesi A Blok 21/C Ataşehir / İzmir
(Kent Hastanesi Çaprazı - İztik Karşısı)

0 533 030 61 050 232 329 19 000 232 329 19 35

bilgi@dermaestetik.com.tr




Uzmana Danışın

Uzmana Danışın

gonet parma