Bir Keşif Yolculuğu  - New York & Miami & Dominik
24 Nisan

Bir Keşif Yolculuğu - New York & Miami & Dominik

Kim derdi ki kapımızı penceremizi kapatıp, zoom toplantılarıyla iş hayatlarımızı, facetimelar ile sosyal hayatımızı, gezinomi belgeselleriyle de seyahat hayallerimizi kurup, hayatımızı idame etmeye çalışacağımızı… Neyse ki bitti! Umarım bir daha özgürlüğümüz elimizden hiçbir sebeple alınmaz. Tüm bu süreç boyunca ertelenen planlarımız, niyetlerimiz birikti ve olgunlaştı evin bir köşesinde. Hayal kurmayı seven ST’nin ise tüm dilek rutinlerinde üst sıralarda olan Amerika seyahati, doğum günü vesilesiyle sonunda hayata geçti! Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok dediler ama ben yaşayıp, gözlerimle görmeden ikna olamıyorum işte! İş hayatımla ilgili bir şeyler üretip, geliştirirken uzak bir coğrafyada farklı bir kültürde deneyim yaşamak ufuk açıcı bir olaya dönüşüyor. İlk defa şahit olduğum şeyler karşında bazen şükür edip bazen de  ilham alıyorum kendime.

 

Yaşadığım ülkeye, evime olan bağlılığımı bilen bilir fakat yine de konfor alanından uzak kalıp, dışarıdan kurduğumuz hayatı gözlemlemeyi herkese tavsiye ederim. Hele ki bunca kapanma, izole hayat sonrası ilk seyahat o kadar iyi geliyor ki ruha. Gidince anlayabileceğiniz bir şey bu. Çoğu insanın hayalini kurduğu; dünyayı dolaşıp, görme imkanımın hakkını verdim diye düşünüyor ve bu yüzden de şanslı hissediyorum.

E madem rüya tadında hak edilmiş bir tatil yaptım neden en unutulmaz anlarını yazıp, sevdiklerimle paylaşmayayım ki dedim. O halde buyrun sohbete!

 

Her yurtdışı seyahati öncesi aklıma gelir bu soru; sen hangi dünya şehrinin kadınısın? Hangi şehir senin ruhunu yansıtıyor? New York’tan başlayan rotamız Miami’den Dominik’e doğru uzayınca kendim için çok net bir yanıt bulabildim bu sefer. Ben kesinlikle New York kadınıyım.  Daha önce hayalini bile kuramadığım güzellikte bir üniversitenin bahçesinde sereserpe uzanıp, güneşin içime damlasıyla enerji toplamışım ve namıdiğer uyumayan şehrin ledli ve kalabalık caddelerinde gönlümce gezip tozup, anın tadını çıkarmışım sonra hop her yerinden spor, aktivite fışkıran göreceli bir sayfiye atmosferiyle Miami! Pek tatil olamadı benim için çünkü zaten sağlıklı yaşam, aktif hayat benim işim! Şaka bir yana başından Nazımla oturup konuştuk bu sefer; tatile iş getirmek yok! Telefonlar sessizdeydi anlaşmaya göre.  Nitekim uzun saatler ve günler gerçek hayatın (bana göre) en yeni haliyle başbaşaydım dolayısıyla işimle ilgili de beslenip bir çok açıdan vizyon edindim kendime.

 

Miami… yetişkinler için yapılmış dolu dizgin bir eğlence, cazibe merkezi şehri, doğası yeşilin her tonunu ayırt edebileceğiniz muazzamlıkta, ultra lüks evler, arabalar,  çabasız güzellikteki Miami kızları, fit ve enerjik Miami erkekleri, beachlerdeki art decolar… Bunlara kalpler çıkarmadım dersem yalan olur. Ayrıca sportif hayat tarzının, rahatlığın ve özgürlüğün bulaşıcı olduğunu gördüm bir kez daha. Açıkçası hiç geri kalmamışım sağlıklı yaşamın son trendlerinden… En yakın tahtaya vuralım lütfen!

 

Salt bir eğlence kültüründen ibaret Miami’de uzun voltalar atıldı, caddeler boyunca ılık bahar havası bizi nereye atarsa oraya savrulduk, marjinal ve kendine güveni tam kalabalıklarda birbirimizi kaybetmedik mesela… Birbirinden apayrı ve her biri kendi içinde iddialı her türlü outfit giyim tarzını birden görmek, bir karnavala katılmışım hissi verdi. Normal giyimli olan ekip bizdik, bu farklılık karşısında bir kez daha kendimi bulmuş oldum. Ben özenle hazırlık isteyen, ışıltılı ve kendi içinde hızlı hayat tarzında mutlu oluyorum. Bu giyim tarzım için de geçerli. Yani Miami’deki yarı şatafatlı yarı bohem hayat tarzı kesinlikle ben değildim...

 

Bir İzmirli olarak denize girmezsem de olmazdı… pardon okyanusa! Okyanusa girmek çoğu kıyı şeridinde imkansıza yakın. Çünkü Florida’nın büyük bir kısmından da bildiğiniz üzere ana karanın altı tamamen balçık. Şöyle bir serinleyeyim, derin okyanus sularına açılayım derken dibe çekilme olasılığınız var Allah korusun… Neyse ki panoramik manzaraları da keyfinizi yerine getirmeye yetiyor. Tabii o manzara karşısında bile (aramızda kalacağını bildiğim için J ) Central Parkta yürümeyi, sanat müzelerinde gezinmeyi, hatta dijital sanatını hayranlıkla takip ettiğim Refik Anadol’un sergisine sevdiğim şehirde denk gelmek gibi özgürce ve sürprizlere açık sokaklardaki canlılığa, akışa kendimi kaptırmayı özlüyorum.

 

Dominik Cumhuriyeti’nde ise denize ve havuza doydum zaten! Hem de ne doyma! Gerçek bir Survivor’dım! Çoğu Türk gibi benim için de Dominik = Survivor demek! Gerçekten orada bir Türk televizyoncu ekibinin harikalar yaratmış olmasından gurur duyuyorum.  En azından ben, adadan çok mutlu ayrıldım. Başta Esat Yontunç olmak üzere tüm Acun Medya ailesine teşekkür ederim! :)

 

Dominik gerçek anlamda bir keşifti… Kendimi yanlarında kendim gibi hissettiğim, full enerjik arkadaş grubumla yarın yokmuşçasına eğlenip, anın tadına varmaya baktım. Çünkü Dominik sakin ve huzurlu tabiatı dolayısıyla insanı bir anda içine alıyor. Dört bir yanınız da gerçek anlamda sularla çevrili! Her açıdan farklı işte! Ada hayatı denilen yaşayışa ayak uydurmanın apayrı bir psikolojisi varmış gerçekten! Dünyanın bir ucundaki farklılıkları bu kadar yakından görmek gerçekten eşsiz bir deneyim.

 

Amerika’yı yeniden keşfimin sayesinde farkettim ki; insan hem zamanda hem mekanda bir bütün hissedebildikçe mutlu olabiliyor. Yani mental olarak geçen anın ve durduğum yerin bendeki hissiyatı tüm olan bitene, çevreme, kendime ait hissetmeme yol açtı… Tabii bunu büyük ölçüde New York’ta ve New York’tan ayrı kalınca hissettim. Bir şehre tutkun olmak böyle bir şey işte!

 

İnsan kendini bulabileceğini bildiği yerde neden kaybolmak istemesin ki? … Türkiye’ye dönüş yaptığımdan beridir, işime, çevreme, daha yararlı olduğum gerçeği, ciddi ve önemli kararlar karşısındaki emin oluşlarımı, her yeni gün daha sıkı çalışmam gerekir motivasyonunu bu keşfe borçluyum. ‘American Dreams’e inananlardan biriyim yani… Hayatımın tamamen benim kontrolümde olduğunu tekrardan bana hatırlatan bir ülke...

İyi ki yeniden, iyi ki yoldayım!

Neyse şimdilik hayalleri dillendirip, ritüelleri bozmayalım!

 

Eğer ki ilerde yaşamak isterseniz neresi olurdu diye bir soru sorarlarsa bana; cevabım kesinlikle New York olur. Ha öbür taraftan bir daha okyanusa nazır uyanıp, gözlerden uzak, özgürce tatil yapmak istersem Miami & Dominik yeniden hoşbulduk! Umarım sizler de hayalini kurup, keşfine çıkmak istediğiniz dünya şehrine bir an evvel ayak basarsınız. Bu arada sahi sen hangi dünya şehrinin kadınısın?

 

Sevgilerle…

Songül Torbaoğlu

 

 

 








Uzmana Danışın

İLETİŞİM

SADE DERMA ESTETİK

8229/1 Sk. Ece Sitesi A Blok 21/C Ataşehir / İzmir
(Kent Hastanesi Çaprazı - İztik Karşısı)

0 232 329 19 000 232 329 19 35

bilgi@dermaestetik.com.tr


SADE DERMA GÜZELLİK

Yalı Mh. İdil Biret Cad. No:3 Kat:2 35550 Karşıyaka/İZMİR

0 232 330 19 03

bilgi@dermaestetik.com.tr







Bu web sayfası çerezler ve Google Analytics web analiz aracını kullanıyor. Sayfalarımızı ziyaret ettiğinizde bunu kabul etmiş sayılırsınız. Gizlilik politikamızla ilgili bilgilere buradan, Çerez politikamızla ilgili bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Uzmana Danışın

Uzmana Danışın

gonet parma